GNU/Linux dünyasında akıllı gezinmeler

Temmuz 5, 2009

Tatlı Rekabet: Masaüstü yöneticileri

Filed under: Özgür Yazılım ve GNU/Linux — Etiketler:, , , , — aptalkutusu @ 7:15 pm

Özgür Yazılımın dünyasının masaüstü rekabeti

GNU/Linux masaüstü yöneticileri arasında bir rekabet var mı diye kafa yoruyorum ne zamandır. Kullandığınız dağıtım ne olursa olsun arayüz kullanacaksanız mutlaka bir masaüstü yöneticisi (Desktop Envoirment/DE) kullanmak durumundayız. Masaüstü yöneticileri ise şu anda bile türlü türlü:

  • Gnome,

  • KDE, (KDE3 ve alışılmışyın dışında alışılamayan KDE4)

  • Xfce,

  • LXDE,

  • E17,

  • ve diğerleri.

Birde pencere yöneticileri var ki, yaptıkları iş takdire değer: Openbox, Fluxbox, vs…

Üstelik masaüstü yöneticileri kendi yazılım geliştirme kütüphanelerini kullanırken, uygulamalarını da standartlaştırmakta. Mesela hangi dağıtım olursa olsun temel bir Gnome kurulumu (gnome-core) yapacak olursanız karşınıza internet tarayıcısı olarak Epiphany çıkacaktır ki KDE’de (kde-core) ise bu durum Konqueror ile sabittir.

Masaüstü yöneticileri ve temel farkları, sundukları

Her masaüstü yöneticisi bir diğerinden farklı olduğu ibi alışkanlık yapacak özellikleri de içinde barındırmakta. Sıklıkla kullanılan üç masaüstü yöneticisine kuşbakışı bakarsak;

Mesela KDE daha canlı, görsel ve baştan çıkartıcı olurken (KDE4 örneğine bakınız) çoğu tabuları ve sıradanlıkları da değiştirmeye çalışmakta.

Gnome tarafına bakacak olursak sade, işlevsellik, aradığnı bulabilme ve verimlilik ile bir cazibe merkezi yaratmakta.

Kulvarın öte yanında Gnome’a bir hayli benzeyen GTK tabanlı Xfce ise düşük bileşenli ama müzelik de sayılmayacak sistemleri cazibe merkezi yapmasınında ötesinde kullanılabilirliğini ele güne göstermekte: düşük sistem kaynakları kullanımı, gereksizliklerden arınma…

____________

Devamı yarına…

Nisan 19, 2009

Bilgisayar Kapsar İnsan Yaşamını bölüm iki Bilişim Okur-Yazarlığının Neresindeyiz?

Günümüzde bilişim teknolojileri ve bilginin gelişimi baş döndürücü bir hızla ilerlemekte. Artık sanayi devrimini geride bıraktığımız aşikâr; bilgi toplumu ve bilgi ekonomisi olma yolunda emin adımlarla ilerlemekteyiz.

Bugün Nisan ayı boyunca ülkemize internetin gelişinin on altıncı yıl kutlamaları çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarınca, üniversitelerce, özel internet servis sağlayıcılarınca kutlanacak; ama tüm bu kutlamalar bizim hâlâ bilişim okur-yazarlığımızın yeterince gelişmiş olmaması, interneti ve bilgisayarları yeterince verimli, işlevsel ve özgürce kullanamadığımız gerçeğini gizleyemeyecek.

Neticede bilişim okur-yazarlığı çıtasının yükselmesi ülkede uygulanan eğitimin düzeyiyle ölçülmekte; bugün İsveç gibi bir ülke 2015 yılında internette lider olma hedefini oluşturmuş ve ülke çapında bu hedefe yönelik plan, proje ve tanıtımlar yapmaya başlamışsa boşuna değildir verilecek bu çaba.

Dünya hâlâ sanayi toplumundan (emek yoğun çalışma şeklinden) bilgi toplumuna doğru geçişin (düşünce-yaratıcılık-akıl yoğun emek) geçişin sancılarını yaşıyor. Temel üretim faktörleri arasında artık bilgi de yer aldığı gibi artık diğer faktörler bilgiye bağımlı olmuştur. Çünkü bağımsız, eğitimli, bilgi-beceri-birikimi yüksek yaratıcı birey artık üretim sürecinin itici gücüdür. Ancak bu itici gücü; iç çevre koşulları ne kadar olumlu ve uygun olursa olsun; sınırlayan dış çevre koşulları fazlasıyla mevcuttur.

Bunlar arasında ülkenin eğitim politikaları, ekonomik koşullar ve ekonomide nerede bulunulmak istenildiğinin açık ve kesin planları ile bilginin kullanılabilirliği, üretimi ve sahipliği önemlidir. Özellikle de bilginin üretilmesi ve kullanışlı bir şekilde bilimin, toplumun, insanlığın hizmetine sunulması; ekonomik bir varlık haline gelip katma değer yaratması (yenilik, farklılık) için ulusun bilgi toplumu aşamasına gelmesi, dahası bilişim okur-yazarlık seviyesinin de yüksek olması gerekir. Bu koşullar sağlanmadığı zaman toplum ancak bilişim tüketicisi olur ki, bu dışa bağımlılığı arttırır; dışarıdan alınan bilişim ürünleri ve teknolojileriyle üretilen her türlü bilginin de güvenilirlik derecesini de düşürür.

Genel olarak bakıldığında ülkemizde son 10 yıl içinde bilişim ürün ve hizmetlerini satan, pazarlamasını yapan teknolojik marketlerin firma ve mağaza sayılarında ciddi artışlar söz konusu. Bunu artan mağaza sayılarından, çeşitli alanlarda verdikleri reklâmlardan anlamak pekâlâ olası; bunlara birde ödeme seçenek ve araçlarının da çeşitliliği etkendir.

Peki, bu kötü bir gelişme midir? Hayır; ancak ödeme seçeneklerinin çeşitlenmesi, seri üretimler ve her üretilen modelin kısa süre içinde bir üst modelinin geliştirilip piyasaya verilmesi, satıcı firmanın mali yapısının sağlamlığıyla fiyatlar aşağıya düşerken, yığınla reklâm ve indirim yapılırken tüketici gerçekten ihtiyacı olanı almak, kendisini bilişim okur-yazarı yapacak eylemler yerine salt tüketici haline koyan davranışlarda bulunur.

Maalesef son tüketiciye bilişim ürün ve hizmetlerini ulaştıran teknolojik marketler insanları bilişim okur-yazarı yapmaktan uzak sadece tüketmeye yönlendirir. Örneğin hangi teknoloji mağazasında bilgisayar, bilgi, bilişim, ,işletim sistemleri, paket uygulamalar, donanımlar ve arızaları üzerine ya da temel bilgi teknolojilerine yönelik kaynak, başvuru kitabı satıldığını gördünüz? Ama bol miktarda teknolojik oyuncak diye tabir edilen yenilikçi ürünlerin tanıtıldığı, kapalı kaynak kodlu ve özgürlüğe karşı işletim sisteminin nasıl iyileştirileceği hakkında ezber ve tekrar yazıların anlatıldığı bolca derginin satıldığını görebilirsiniz. Hatta bırakınız kitapların satıldığını bu konular üzerine bilgi sahibi olan çalışanlara dahi rastlayamazsınız. Çalışanların bildiği tek şey ilgili oldukları, kendilerine satış hedefi verilen ürün hakkındaki ezbere bilgilerdir, başka bir şey değil.

Bu köşeyi okuyanlar bilir; yazılarımın merkezi daima insan, bilgi ve özgürlüktür. Diğer yazılarımda vurguladığımı tekrarlamakta bir sakınca görmüyorum anımsatma açısından: İnsanın biricik amacı yaşamaktır ve yaşayabilmesi için de tüketmesi; tüketebilmesi için bir şeylere sahip olması ve bugün sahip olacağı ürün ve hizmetlere ulaşabilmesi için ise para kazanması, bunun için ise çalışması gerekmektedir. Bu bir doğal zorunluluktur; yaşayabilmek ve ihtiyaçlarımızı karşılayabilmenin zorunluluğu.

Ancak bugün insanlar ihtiyaçlarını belirleyip karşılama işlemini tamamı ile yaşamsal zorunlulukların belirlemesine değil, piyasanın, kapitalizmin belirlemesine bırakmıştır. Bizim için bu konuda önemli olan teknolojik ihtiyaçların reklâmlar, fiyat indirimleri, ödeme seçeneklerinin artmasıyla insanların ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade sadece sahip olma amacına dönmüştür. Bu ise bilişim okur-yazarlığı olma yolunda önemli bir kayıptır.

Özellikle de bilginin üretildiği başlıca araç olan bilgisayarların satışının yapıldığı teknolojik marketlerde donanım kurulumun yapılı bir şekilde yerilmesi artı sayılabilirken kapalı kaynak kodlu ve özgür yazılım felsefesine düşman işletim sisteminin fiyata dâhil edilerek kullanıcıya satın almama hakkı dahi bırakılmadan satılması tüketicinin bilgisayar eşiitr Windows denkleminde hapsolmasına yol açmaktadır.

Bu denklem tüketicinin aklına satın adlığı bilgisayarda sadece kapalı kaynak kodlu ve özgür yazılım felsefesine karşı olan Microsoft firmasının bir ürünü olan Windows işletim sisteminden başka bir şeyin (şey diyorum çünkü tüketici işletim sisteminin de çoğu kez ayırdında ve işlevinin ne olduğunu değildir) çalışmayacağını yerleştirir. Dolayısıyla tüketici bu noktadan sonra üretilmiş bilgileri kullanmak, paylaşmak, çoğaltmak ve yeniden üretmek için ücretsiz ve de özgür seçeneklerinin olmasına karşın kendisine tüm zaaf ve açıklarıyla türünün ve sınıfının en iyisiymişçesine anlatılan, bellitilen üstelik ücretli işletim sistemini kullanır.

Aslında bilgisayar denilen alet ev kullanımı için tamamıyla bir “aptal kutusu”dur ki, onu akıllı yapan kullanıcının marifeti ve ihtiyaçlarını belirlemesidir. Daha önceki yazılarımızda vurguladığımız gibi çalışma yaşamı dışında insanlar negatif eğimli arz eğrisinin de gösterdiği üzere (http://www.ekodialog.com/Acik_ogretim_iktisat/arz_analizi_fonksiyonu_dosyalar/image004.jpg) soosyal yaşamlarını güçlendirecek işlerle meşgul olurlar: aile, gezmek, internette gezinmek, bilgisayar kullanmak, eğlenmek vs. Çoğumuz gibi bilgisayarlala geçirilen vakit bazen diğer sosyalleşme eylemlerinin önüne geçebilmektedir ki, bu normaldir. Mesela internetten alınacak bir tiyatro bileti, uygun fiyatlı bir ev arayışları, hayranı olunan bir sanatçının yaşam öyküsünün araştırılması, yazılacak lisans tezi için kaynak taraması,  abıne olunan günlük gazetenin okunması ve indirilerek gün gün arşivlinmesi… Hazırlanması gereken bir ödevin kelime işlemcide yazılıp kağıda dökülmesi, ev ekonomisi için hesap tablolama ya da muhasebe uygulamalarının kullanılması, sahip olunan kitapların derli topluluğu ve takibi için veritabanlarının oluşturulması, yemek tariflerinin ya da aile soy ağacının kayıt altına alınması… Film izlemek, müzik dinlemek, oyun oynamak,, sahip oluğunuz pul koleksiyonunun taranarak bilgisayara aktarılıp saklanması, video ya da resimlerinizi arşivleyip CD/DVD’lere aktarılması…

Tüm bunlar bizim yaşamımızın bir parçasıdır artık ve bilgi toplumu olmanın kaçınılmaz zorunluluklarıdır. Peki, tüm bunlar bizi yine bilişim okur-yazarrı yapar mı? Şüpheli.

Gelecek yazımızda konuyu etraflıca irdelemek üzere.

Aydın BEZ

gnulinuks@mail.com

Mart 20, 2009

Bilgisayar Kapsar İnsan Yaşamını bölem Bir: Bilgi ve Paylaşımı

Sanayi devrimi insanoğlunun emek gücünü ortaya çıkartmış; yıllar yılı baskın kalan emek gücünün diğer üretim araçları ile bütünleşerek benliğini bulmasıyla da insanlığın ihtiyaçlarını karşılayacak ürün ve hizmetlerin üretimi artmıştır.

Emek gücü, akıldan ve yaratıcılıktan yoksun ele alındığı zaman mekanikleşir; burada kuşkusuz akıl ve yaratıcılık devreye girer. Çağımızın kuşkusuz gerçeği ise bilgi ve bilişimdir; nasılsa ki sanayi devrimi emegi ortaya çıkartmıştır, bugün içinde bulunduğumuz ve an olmaktan çok kesintisizce sürecek gibi olan bilişim çağı da insan oğlunun beyin gücünü açığa çıkartmıştır.

Aklı kullanmak yaratıcılığı doğurur ve emeği mekanikleşmekten uzaklaştırır. Bugün etrafımızı saran makineler bizim yerimize mekanikleşerek (zaten öyleler) birçok işi görmektedir; üstelik durmaksızın. Ta ki, fişleri çekilene dek, aşırı yüklenep de parçaları bzulana ya da iş görmeleri için kendilerine yüklenen yazılımların ihtiyacı karşılamaz hale gelmesine dek çalışırlar.

Dünya üzerinde insan ortaya çıktığından beri insan oğlu daima bazı şeyleri; bunlar kendi ürettiği olur, bir şeklide bulduğu olur, satın aldığı olur, hatta çaldığı olur; sahiplenir, paylaşmaz. Bunun çeşitli çözümlemeleri yapılmıştır; amacımız bu konulara girmek değil bizi ilgilendirene eğilmektir. Neden olarak beylik bir şekilde sahiplenme, kişiye özel kılma, saklama ve sakınma, kar elde etme sayılabilir.

Bir soru sorulacak olursa bu esnada “bilgi bir ürün ya da hizmet midir?” olabilir ki, kesin cevap şudur: “Evet bilgi, bugün, yarın ve gelecekte de satın alınabilecek bir üründür.”

Neticede bugün geçmişte hiç olmadığı kadar bilgisayarlarla, elektronik aletlerle içli dışlıyız ve bilişim karşısında ne mahremiyetimiz kaldı ne de özel yaşantımız. Hatta bugün birçok iş kolu bilişim dünyasının genişlemesi nedeniyle küçülmüş ya da yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Bilginin her alanda işlevselce kullanılması mekanik iş süreçlerini küçültüp merkezileştirmiştir; bunun anlamı ise yepyeni bir piyasanın yaratılmış olmasıdır ki, bu piyasada alınıp satılan bilgi olduğu gibi bu bilgiyi üreten, saklayan beyinlerdir.

Asıl sorunumuza gelirsek; bilgi kamuya malolabilir mi ya da ebediyen kişiye özel mi kalır? Bu yazıyı okuyan herkesin sahip olduğu en az bir kitap vardır mutlaka; satın alınan, birisinden istenilen, sağda solda bulunan, bir şekilde elde edilen. Peki, bu kitaplarda yer alan bilgiler bizim tutsağımız mı oldu? Kesinlikle hayır! Başka bir örnek ise kütüphanelerin sınırsız kullanıma belirli bir üyelik ücretiyle hizmet vermesidir ki, asıl amacı bilgiyi yaymak, paylaşmak, çoğaltam ve ileriye doğru götürmektir; ticarethane mantığı ile çalışmaz kütüphaneler.

Bugün bilgi her koşulda ve şekilde üretildiği gibi gelişimine de çeşitli mecralarda devam etmektedir; salt okullarla sınırlı değildir bu gelişim. Bu sürecin en güzel ve elle tutulamayan kanıtı ise bilgisayarlardır. Konuya en yakın örnek ise bu yazıyı yazan yazardır ki, 26 yıllık bilgi birikimi an içinde satırlara dökülmektedir ve sürecin bir parçası olmaktadır; eğer yazılanların bilgisayardan yazıcı aracılığıyla kağıda dökülmesi söz konusu olmazsa bu bilginin ömrü dikkatsizlik sonucu pekte uzun olmayacaktır. Diğer bir örnek ise internet üzerinden yapılan her türlü bankacılık işleidir ki, kaydi paralar bir hesaptan başka bir hesaba aktarılırken ortada ne para vardır ne de başka bir şey.

* * * * *

Bugün bilişim alanında bilginin gerçekten de üretilip gelişimini güven ve kararlılıkla sürdürebileceği yegane ortam olan GNU/Linux 18 yaşındadır:

Nisan‘dan beri ücretsiz bir işletimsistemi üzerinde çalışıyorum, sadece bir hobi olarak. Ve hazır hale gelmeye başladı, bu aşamada MINIX‘in sevdiğiniz/sevmediğiniz özellikleri ile ilgili düşüncelerinizi almak istiyorum”

Tabii şu anda GNU/Linux dağıtımları işlevlerine, doğdukları topraklara, kullanıcı gruplarına göre farklılık göstermektedir; ancak sürekli olarak güncellenen ve süreç içinde yerini asla yitirmeyecek olan ise Linux çekirdeğidir. Bunun yanı sıra Özgür Yazılım da aynı süre içersinde gelişimini sürdürmektedir ki, bilginin gelişimi için olmazsa olmaz kuralları da yıllardır bünyesinde barındırmaktadır. Bunlar özetle kullanıcının yararına olacak şekilde istenildiği gibi kullanım, dağıtım, geliştirme gibi kurallardır.

GNU/Linux, Özgür Yazılım ve bu ikisine gönül veren son kullanıcıların desteğiyle ciddi anlamda kiş ve kurumsal bazda bilişim alanında tekil olan kapalı kaynak kodlu işletim sistemi ve çözüm üreticisi Windows karşısında yükselmektedir.

Peki Windows işletim sisteminin farkı ne? Tamamı ile kapalı kaynak kodlu olup bilgiyi ve gelişimini de hapsetmesidir. Yazının başında verdiğimiz cevap bilginin satın alınan bin ürün, hizmet olduğuydu; bunu örnekledik hatta.

Kütüphanelere üyelik için bir bedel ödersiniz ve aldığınız kitaplardan edindiğiniz bilgileri özel ya ra iş yaşamınızda işinize yarayacak şekilde kullanabilirsiniz: yaşamınızı düzenler, bilmediklerinizi öğrenir, edindiklerinizle iş kurabilir, para kazanabilirsinizde. Bunda bir sınırlama yoktur; tabii ki ödünç aldığınız kitabı zamanında getirmeniz gerekmekte.

Kapalı kaynak kodlu işletim sistemleri ve bu temel üzerinde çalışmak için yapılmış olan kapalı ya da açık kaynak kodlu yazılımlar (ki, özgür yazılım ile karıştırılmamalıdır) yazılımlar birçok ihtiyacınızı karşılayacaktır; ama belirli bir ücret kaşılığında. Satın aldığınız, sadece yazılımı üreten ve pazara sunan firmanın belirlediği lisans anlaşmas çerçevesinde size sunduğu kullanım imkanıdır. Satın aldığınız bir kitap, sanat eseri, gittiğiniz bir okul gibi size bilgiyi paylaşma, geliştirme ve çoğaltma imkanı vermez. Satın aldığınız yazılımda

gnu_debian9

sizin iş akışınızı bozan bir unsur gördüğünüz ve çözüm ürettiğiniz anda bunu değiştirme şansınız yoktur ve lisans anlaşmasıyla da bu engellenmiştir. Bunun yanı sıra eğer ticari bir amaçla kullanıyorsanız yazılımı girdiğiniz veriler, ürettiğiniz plan ve projeler çoğunlukla sadece kullandığınız yazılımla uyumlu, başka yazılımlarla uyumsuz olacağı için üretilen bilgi de hapsolacaktır.

Şöyle ki, satın aldığınz bir kitabın iç kapağında “sadece satın alan kişi okuyabilir, kullanıcı dışındaki kimselerin okulması, kullanması bulunduğunuz ülke ilgili kanunlarınca yasaktır” gibi bir cümle olsaydı Torrentleson derece komik olurdu değil mi?

GNU/Linux felsefesinde yaratılan yazılımlar (uygulamalar, programlar) ve bunlardan üretilen bilgilerin paylaşımı sınırsız olduğu gibi, ticari bir amacı da engellemez; ancak paylaşıma açık ve kaynaklarının da açık olması şartıyla.

Bilginin Bilişim Alanında Gelişimi ve Üretimi

Toplumların bireylerden oluştuğu ve bireylerin de gelişerek toplumları ileriye ya da tam tersi gelişime ket vurup gelişime inatlaşıp eskiyi yeğ tutmasıyla geriye doğru götürdüğü aşikar.

Devir, zamanı yönetme ve insanlık için en iyisini, en güzelini, en yararlısını yapma zamanı olduğundan bilginin ve bilginin paylaşımı ile birlikte sınırsızlaşması, bilginin evrim yolunun zararlılardan arındırılması; kısaca üretilmesi; her zamankinden daha önemli hale gelmiştir.

Bugün gelinen noktada insanlık, her alanda bilişim ve bilgi teknolojilerinden, yenilikçi fikir ve gelişmelerden faydalanarak geçmişe oranla büyük bir yol almıştır. Çoğu Amerikan bilim kurgu, macera filmlerinde ağzımızı açık bırakan birçok teknolojik alet ya da yeni moda deyimiyle oyuncaklar artık çevremizde yer alırken biz, onların yeni, doğal efendileri konumundayız.

Bilgiye ulaşmak eskiye nazaran hiç olmadığı kadar kolay olmasına rağmen ulaşılan bilginin doğruluğu da o kadar şüphelidir. Çünkü açık ve şeffaf olan bilgiye erişimin de bir maliyeti olduğu gibi bilgiyi üretenin de katlandığı bir maliyet vardır. Ancak, üretici daima şunu bilir: bilgi en yararlı hale ancak paylaşıma açık bir şekilde topluma sunulursa ulaşabilir. Nitekim elimizin altında bilimin şimdiye kadar ürettiği teoremleri, hesaplamaları, icatları, bilgileri ve nicelerini içeren kitaplar, kütüphaneler mevcut. Üstelik hepsi de kişisel ve kamusal kullanıma açık.

kitaplar

Çok değil, bundan 10-15 yıl    öncesinin biricik bilgi kaynağı    kitaplar ve kütüphaneler bugün    rağbet sayıları azalsa da doğru ve     ulaşılabilir olmalarını hâlâ      korumaktadır.

* * *

Kuşkusuz, bilgisayarların   eskiye oranla bugün çok farklı   oldukları gerçek; ama anı olmanın   da ötesinde artık bilgisayarlar odalara değil ceplere sığmaktalar. Hatta minicik boyutta olanları da sağlık ve tıpta yoğun bir şekilde kullanılmakta. Artık, koca koca bilgisayarlar ve sadece dört işlemi yapıp delikli kartonlara işleyen, ampullü transistörler ile çalışanları da sadece müzelerde yer almaktadır. Sürece bakılınca bilginin gelişiminin inanılmaz hızı daha bir anlaşılıyor.

eniac-1

Koca bir odanın içine sığan ve ampullü transistörler ile çalışan, işlediği verileri ise delikli kağıtlara döken ilk bilgisayarlardan ENIAC.

Bugünün vazgeçilmez iş makineleri bilgisayarlar kişisel kullanımın yanı sıra şirketlerde, kamu yönetimlerinde birden fazla işlev yüklenerek adeta dünyayı yönetmektedirler.

Eğitimden adalete, yönetimden üretim süreçlerine ve planlamasına, sağlık ve tıp alanından spora, eğlenceden ekonomiye dek her alanda artık biz, kendi ürettiğimiz bilgisayarlara bağlıyız. Yazının girişinde “biz, onların yeni, doğal efendileri konumundayız” demiştik; evet bu doğrudur, ancak her şey içinde karşıtını da taşır ilkesi gereğince insanlığın yarattığı değer yine insanın egemeni olacaktır.

Dolayısıyla bu saydığımız daracık alandaki iş kollarında her gün, her saniye milyonlarca bilgisayar (belki de milyarlarca, evet, milyarlarca demek daha doğru) kendilerine daha önce belletilen iş akış ve süreçlerine uygun olarak yazılmış programlarla bu işi yürütmektedirler; ta ki, fişleri çekilene kadar ya da iş süreci değişene kadar.

Ancak şurası kesin; bunca gelişime karşın bilişim ve teknolojileri hala tam olarak gelişememiştir; gelişemediği gibi bilginin gelişim seyri de yavaşlamıştır. Bunun en başlıca nedeni ise hemen hemen her evde bulunan kapalı kaynak kodlu işletim sistemi ve bu tekele bağımlı olarak yapılan programlar. Kısacası: bilgisayarların, insanlarca yazılan programların, işlemlerin, fikirlerin, algoritmaların anlamlandırılıp elle tutulur, gözle görülür hale getirilmesini sağlayan işletim sistemleri ve programların büyük oranda tekel ve paralı, üstelik kaynak kodlarının kapalı olmasıdır.

edubuntu480x4801

Ubuntu’nun resmi bir türevi olan GNU/Linux; dahası özgür yazılım ve işletim sistemlerinin; kullanımını ilköğrenim çağındakilere kullandırmayı, sevdirmeyi amaçlayan Edubuntu’nun CD kapağı.

Tabii ki, burada emek sorunsalı ortaya çıkmaktadır. Emek, evrensel bir değer olup harcanan emek, zaman, öğrenilen bilgi-beceri ve enerjinin birleşimiyle açığa çıkan ürünün evrensel ve de paylaşıma açık olması; yani tüm insanlığın hizmetine bencil olmayan kısıtlamalar dahilinde sunulması gerekir. Ancak bu şekilde emek, hak ettiği değeri bulur. Çünkü paylaşıma açılmış ve insanlığa mal olmuş bilgi bünyesine yeni değerler katarak işe yaramaz ve çağın gereklerine uyum sağlayamayan, yararı azalmış parçalarını geride bırakıp (en zayıf halkaların zincirden kopartılması ve kaybedilen hızın kazanılması) yeni ve işlevsel bir şekilde daha iyiye ulaşır ki, bu aynı zamanda evrimin gereğidir.

Örneğin elektriği ve akımları keşfeden, hatta sayısız icadın patentini alıp, bulanın kendisi olduğunu kanıtlamak için kaydettiren Nikola Tesla bulduklarını sadece kendisine saklasaydı ve saklamakla kalmayıp katı anlaşmalarla, lisanslarla kullanım hakkını satsaydı bugün geldiğimiz noktada olabilir miydik? Elektrik ve elektronik bu denli dallanıp budaklanır, cebimize dek giren aletlerin içinde yer alabilir miydi? Ne olacağı kesin: her lamba açıp kapattıkça Tesla’nın kanından gelenlere lisans anlaşmaları dahilinde belirledikleri parayı ödeyecektik. Örneği genişletirsek gelmiş geçmiş tüm bilim adamları yaptıkları çalışmaları koruma altına alıp yanlışlanabilirliğini ve düzenlenmesini engelleyip kullanımını da kurallara bağlasaydı; üstelik her bir işlem başına da ücret talep etselerdi ne olurdu? Soruya soru ile cevap verirsek: okullarda fen bilgisi dersleri işlenebilir miydi?

tesla21

Nikola Tesla, düşündüğü ve kar amacı duymaksızın patent altına aldırdığı yığınla icatlarını katı lisans anlaşmalarıyla koruma altına alsaydı bugün kullandığımız bilgisayarlar nasıl çalışacaktı acaba?

***

Bugün işletim sistemleri ve iş gören uygulamalar pazarına bakıldığında temelde belli başlı firmaların kuşkusuz hakimiyeti görülmektedir. İşletim sistemi kullanıcıya kısaca sadece bir temel sunmaktadır aslında; kendi kullanımına göre de kişi, sistemini izin verildiği ya da bilgisayar alanında bildiği, düşündüğü ölçüde düzenleyebilir.

İşletim sistemlerini ve üzerinde çalışacak bağımlı uygulamaları temelde ikiye ayrılmaktadır.

1.Kapalı kaynak kodlu

2.Açık kaynak kodlu ve özgür

Kapalı kaynak kodlu işletim sistemleri firmalar tarafından kar amacı güdülerek yapılıp pazara sunulduğu için ücretlidir; satın alan son kullanıcıya (artık müşteridir) sadece belli başlı işlemleri yapması için izin verdiği gibi satın aldığı ürünü tam olarak tüketmesine de izin vermez. Ancak destek ve bakım-onarım hizmetlerini sonuna dek satın alması içinde müşteriye cazip seçenekler sunar ki, bunlara pekala satılan malın açıkları da diyebiliriz; bu şekilde satışa sunduğu malın açıklarını da yeniden satış yoluyla gizler.

Üstelik müşteri satın aldığı kapalı kaynak kodlu işletim sistemini kendi isteklerine göre düzenleyemez; bu, sadece firmanın izin verdiği ölçüde olur. Çünkü satın aldığı bir taban sistem değil ön koşullu olarak kullanıcıyı paralı ve kapalı kaynak kodlu diğer yazılımlara mahkum eden gelişime kapalı bir tabandır; gelişimi sadece izin verildiği ölçüde mümkündür. Birde ne kapalı kaynak kodlu işletim sistemi satıcıları ne de uygulamaları satıcı firmaları ürünlerinin güvenliğini garanti eder. Bu işlemi de kapalı kaynak kodlu güvenlik yazılımları satan firmalara havale ederler ve tüketicinin özgürlüğü, dahası üreteceği bilginin gelişeceği alan bir çemberle sınırlanır; tüketici hep tüketici olarak kalır, sınıf atlayamaz. Bu, aynı zamanda bilginin “fasit bir daireye” hapsolması demektir.

bilgi1

Kaynak kodu denilen aslında açık devre/kapalı devre şeklinde tanımlayabileceğimiz 1 ve 0 sayılarının art arda dizilmesiyle oluşan satırları kendince anlamlandıran bilgisayarların ve son kullanıcının işini biraz olsun kolaylaştırmak için yazılan ve bir çekirdekçe ekrana yansıtılan kodlardır.

Bu çember içinde hapsolan birey sadece imkan verildiği ölçüde çözümler üreteceği içindir ki, bu sonrasında mekanikleşecek ve kendini tekrarlayacaktır. Ortaya çıkan bilgi ise bildik ve daima aynı sorunları çözen bir bilgi olacaktır.

Theme: Silver is the New Black. WordPress.com'dan blog alın.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.