GNU/Linux dünyasında akıllı gezinmeler

Mart 20, 2009

Bilginin Bilişim Alanında Gelişimi ve Üretimi

Toplumların bireylerden oluştuğu ve bireylerin de gelişerek toplumları ileriye ya da tam tersi gelişime ket vurup gelişime inatlaşıp eskiyi yeğ tutmasıyla geriye doğru götürdüğü aşikar.

Devir, zamanı yönetme ve insanlık için en iyisini, en güzelini, en yararlısını yapma zamanı olduğundan bilginin ve bilginin paylaşımı ile birlikte sınırsızlaşması, bilginin evrim yolunun zararlılardan arındırılması; kısaca üretilmesi; her zamankinden daha önemli hale gelmiştir.

Bugün gelinen noktada insanlık, her alanda bilişim ve bilgi teknolojilerinden, yenilikçi fikir ve gelişmelerden faydalanarak geçmişe oranla büyük bir yol almıştır. Çoğu Amerikan bilim kurgu, macera filmlerinde ağzımızı açık bırakan birçok teknolojik alet ya da yeni moda deyimiyle oyuncaklar artık çevremizde yer alırken biz, onların yeni, doğal efendileri konumundayız.

Bilgiye ulaşmak eskiye nazaran hiç olmadığı kadar kolay olmasına rağmen ulaşılan bilginin doğruluğu da o kadar şüphelidir. Çünkü açık ve şeffaf olan bilgiye erişimin de bir maliyeti olduğu gibi bilgiyi üretenin de katlandığı bir maliyet vardır. Ancak, üretici daima şunu bilir: bilgi en yararlı hale ancak paylaşıma açık bir şekilde topluma sunulursa ulaşabilir. Nitekim elimizin altında bilimin şimdiye kadar ürettiği teoremleri, hesaplamaları, icatları, bilgileri ve nicelerini içeren kitaplar, kütüphaneler mevcut. Üstelik hepsi de kişisel ve kamusal kullanıma açık.

kitaplar

Çok değil, bundan 10-15 yıl    öncesinin biricik bilgi kaynağı    kitaplar ve kütüphaneler bugün    rağbet sayıları azalsa da doğru ve     ulaşılabilir olmalarını hâlâ      korumaktadır.

* * *

Kuşkusuz, bilgisayarların   eskiye oranla bugün çok farklı   oldukları gerçek; ama anı olmanın   da ötesinde artık bilgisayarlar odalara değil ceplere sığmaktalar. Hatta minicik boyutta olanları da sağlık ve tıpta yoğun bir şekilde kullanılmakta. Artık, koca koca bilgisayarlar ve sadece dört işlemi yapıp delikli kartonlara işleyen, ampullü transistörler ile çalışanları da sadece müzelerde yer almaktadır. Sürece bakılınca bilginin gelişiminin inanılmaz hızı daha bir anlaşılıyor.

eniac-1

Koca bir odanın içine sığan ve ampullü transistörler ile çalışan, işlediği verileri ise delikli kağıtlara döken ilk bilgisayarlardan ENIAC.

Bugünün vazgeçilmez iş makineleri bilgisayarlar kişisel kullanımın yanı sıra şirketlerde, kamu yönetimlerinde birden fazla işlev yüklenerek adeta dünyayı yönetmektedirler.

Eğitimden adalete, yönetimden üretim süreçlerine ve planlamasına, sağlık ve tıp alanından spora, eğlenceden ekonomiye dek her alanda artık biz, kendi ürettiğimiz bilgisayarlara bağlıyız. Yazının girişinde “biz, onların yeni, doğal efendileri konumundayız” demiştik; evet bu doğrudur, ancak her şey içinde karşıtını da taşır ilkesi gereğince insanlığın yarattığı değer yine insanın egemeni olacaktır.

Dolayısıyla bu saydığımız daracık alandaki iş kollarında her gün, her saniye milyonlarca bilgisayar (belki de milyarlarca, evet, milyarlarca demek daha doğru) kendilerine daha önce belletilen iş akış ve süreçlerine uygun olarak yazılmış programlarla bu işi yürütmektedirler; ta ki, fişleri çekilene kadar ya da iş süreci değişene kadar.

Ancak şurası kesin; bunca gelişime karşın bilişim ve teknolojileri hala tam olarak gelişememiştir; gelişemediği gibi bilginin gelişim seyri de yavaşlamıştır. Bunun en başlıca nedeni ise hemen hemen her evde bulunan kapalı kaynak kodlu işletim sistemi ve bu tekele bağımlı olarak yapılan programlar. Kısacası: bilgisayarların, insanlarca yazılan programların, işlemlerin, fikirlerin, algoritmaların anlamlandırılıp elle tutulur, gözle görülür hale getirilmesini sağlayan işletim sistemleri ve programların büyük oranda tekel ve paralı, üstelik kaynak kodlarının kapalı olmasıdır.

edubuntu480x4801

Ubuntu’nun resmi bir türevi olan GNU/Linux; dahası özgür yazılım ve işletim sistemlerinin; kullanımını ilköğrenim çağındakilere kullandırmayı, sevdirmeyi amaçlayan Edubuntu’nun CD kapağı.

Tabii ki, burada emek sorunsalı ortaya çıkmaktadır. Emek, evrensel bir değer olup harcanan emek, zaman, öğrenilen bilgi-beceri ve enerjinin birleşimiyle açığa çıkan ürünün evrensel ve de paylaşıma açık olması; yani tüm insanlığın hizmetine bencil olmayan kısıtlamalar dahilinde sunulması gerekir. Ancak bu şekilde emek, hak ettiği değeri bulur. Çünkü paylaşıma açılmış ve insanlığa mal olmuş bilgi bünyesine yeni değerler katarak işe yaramaz ve çağın gereklerine uyum sağlayamayan, yararı azalmış parçalarını geride bırakıp (en zayıf halkaların zincirden kopartılması ve kaybedilen hızın kazanılması) yeni ve işlevsel bir şekilde daha iyiye ulaşır ki, bu aynı zamanda evrimin gereğidir.

Örneğin elektriği ve akımları keşfeden, hatta sayısız icadın patentini alıp, bulanın kendisi olduğunu kanıtlamak için kaydettiren Nikola Tesla bulduklarını sadece kendisine saklasaydı ve saklamakla kalmayıp katı anlaşmalarla, lisanslarla kullanım hakkını satsaydı bugün geldiğimiz noktada olabilir miydik? Elektrik ve elektronik bu denli dallanıp budaklanır, cebimize dek giren aletlerin içinde yer alabilir miydi? Ne olacağı kesin: her lamba açıp kapattıkça Tesla’nın kanından gelenlere lisans anlaşmaları dahilinde belirledikleri parayı ödeyecektik. Örneği genişletirsek gelmiş geçmiş tüm bilim adamları yaptıkları çalışmaları koruma altına alıp yanlışlanabilirliğini ve düzenlenmesini engelleyip kullanımını da kurallara bağlasaydı; üstelik her bir işlem başına da ücret talep etselerdi ne olurdu? Soruya soru ile cevap verirsek: okullarda fen bilgisi dersleri işlenebilir miydi?

tesla21

Nikola Tesla, düşündüğü ve kar amacı duymaksızın patent altına aldırdığı yığınla icatlarını katı lisans anlaşmalarıyla koruma altına alsaydı bugün kullandığımız bilgisayarlar nasıl çalışacaktı acaba?

***

Bugün işletim sistemleri ve iş gören uygulamalar pazarına bakıldığında temelde belli başlı firmaların kuşkusuz hakimiyeti görülmektedir. İşletim sistemi kullanıcıya kısaca sadece bir temel sunmaktadır aslında; kendi kullanımına göre de kişi, sistemini izin verildiği ya da bilgisayar alanında bildiği, düşündüğü ölçüde düzenleyebilir.

İşletim sistemlerini ve üzerinde çalışacak bağımlı uygulamaları temelde ikiye ayrılmaktadır.

1.Kapalı kaynak kodlu

2.Açık kaynak kodlu ve özgür

Kapalı kaynak kodlu işletim sistemleri firmalar tarafından kar amacı güdülerek yapılıp pazara sunulduğu için ücretlidir; satın alan son kullanıcıya (artık müşteridir) sadece belli başlı işlemleri yapması için izin verdiği gibi satın aldığı ürünü tam olarak tüketmesine de izin vermez. Ancak destek ve bakım-onarım hizmetlerini sonuna dek satın alması içinde müşteriye cazip seçenekler sunar ki, bunlara pekala satılan malın açıkları da diyebiliriz; bu şekilde satışa sunduğu malın açıklarını da yeniden satış yoluyla gizler.

Üstelik müşteri satın aldığı kapalı kaynak kodlu işletim sistemini kendi isteklerine göre düzenleyemez; bu, sadece firmanın izin verdiği ölçüde olur. Çünkü satın aldığı bir taban sistem değil ön koşullu olarak kullanıcıyı paralı ve kapalı kaynak kodlu diğer yazılımlara mahkum eden gelişime kapalı bir tabandır; gelişimi sadece izin verildiği ölçüde mümkündür. Birde ne kapalı kaynak kodlu işletim sistemi satıcıları ne de uygulamaları satıcı firmaları ürünlerinin güvenliğini garanti eder. Bu işlemi de kapalı kaynak kodlu güvenlik yazılımları satan firmalara havale ederler ve tüketicinin özgürlüğü, dahası üreteceği bilginin gelişeceği alan bir çemberle sınırlanır; tüketici hep tüketici olarak kalır, sınıf atlayamaz. Bu, aynı zamanda bilginin “fasit bir daireye” hapsolması demektir.

bilgi1

Kaynak kodu denilen aslında açık devre/kapalı devre şeklinde tanımlayabileceğimiz 1 ve 0 sayılarının art arda dizilmesiyle oluşan satırları kendince anlamlandıran bilgisayarların ve son kullanıcının işini biraz olsun kolaylaştırmak için yazılan ve bir çekirdekçe ekrana yansıtılan kodlardır.

Bu çember içinde hapsolan birey sadece imkan verildiği ölçüde çözümler üreteceği içindir ki, bu sonrasında mekanikleşecek ve kendini tekrarlayacaktır. Ortaya çıkan bilgi ise bildik ve daima aynı sorunları çözen bir bilgi olacaktır.

Yorum yapın »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Theme: Silver is the New Black. WordPress.com'dan blog alın.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.