GNU/Linux dünyasında akıllı gezinmeler

Nisan 19, 2009

Bilgisayar Kapsar İnsan Yaşamını bölüm iki Bilişim Okur-Yazarlığının Neresindeyiz?

Günümüzde bilişim teknolojileri ve bilginin gelişimi baş döndürücü bir hızla ilerlemekte. Artık sanayi devrimini geride bıraktığımız aşikâr; bilgi toplumu ve bilgi ekonomisi olma yolunda emin adımlarla ilerlemekteyiz.

Bugün Nisan ayı boyunca ülkemize internetin gelişinin on altıncı yıl kutlamaları çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarınca, üniversitelerce, özel internet servis sağlayıcılarınca kutlanacak; ama tüm bu kutlamalar bizim hâlâ bilişim okur-yazarlığımızın yeterince gelişmiş olmaması, interneti ve bilgisayarları yeterince verimli, işlevsel ve özgürce kullanamadığımız gerçeğini gizleyemeyecek.

Neticede bilişim okur-yazarlığı çıtasının yükselmesi ülkede uygulanan eğitimin düzeyiyle ölçülmekte; bugün İsveç gibi bir ülke 2015 yılında internette lider olma hedefini oluşturmuş ve ülke çapında bu hedefe yönelik plan, proje ve tanıtımlar yapmaya başlamışsa boşuna değildir verilecek bu çaba.

Dünya hâlâ sanayi toplumundan (emek yoğun çalışma şeklinden) bilgi toplumuna doğru geçişin (düşünce-yaratıcılık-akıl yoğun emek) geçişin sancılarını yaşıyor. Temel üretim faktörleri arasında artık bilgi de yer aldığı gibi artık diğer faktörler bilgiye bağımlı olmuştur. Çünkü bağımsız, eğitimli, bilgi-beceri-birikimi yüksek yaratıcı birey artık üretim sürecinin itici gücüdür. Ancak bu itici gücü; iç çevre koşulları ne kadar olumlu ve uygun olursa olsun; sınırlayan dış çevre koşulları fazlasıyla mevcuttur.

Bunlar arasında ülkenin eğitim politikaları, ekonomik koşullar ve ekonomide nerede bulunulmak istenildiğinin açık ve kesin planları ile bilginin kullanılabilirliği, üretimi ve sahipliği önemlidir. Özellikle de bilginin üretilmesi ve kullanışlı bir şekilde bilimin, toplumun, insanlığın hizmetine sunulması; ekonomik bir varlık haline gelip katma değer yaratması (yenilik, farklılık) için ulusun bilgi toplumu aşamasına gelmesi, dahası bilişim okur-yazarlık seviyesinin de yüksek olması gerekir. Bu koşullar sağlanmadığı zaman toplum ancak bilişim tüketicisi olur ki, bu dışa bağımlılığı arttırır; dışarıdan alınan bilişim ürünleri ve teknolojileriyle üretilen her türlü bilginin de güvenilirlik derecesini de düşürür.

Genel olarak bakıldığında ülkemizde son 10 yıl içinde bilişim ürün ve hizmetlerini satan, pazarlamasını yapan teknolojik marketlerin firma ve mağaza sayılarında ciddi artışlar söz konusu. Bunu artan mağaza sayılarından, çeşitli alanlarda verdikleri reklâmlardan anlamak pekâlâ olası; bunlara birde ödeme seçenek ve araçlarının da çeşitliliği etkendir.

Peki, bu kötü bir gelişme midir? Hayır; ancak ödeme seçeneklerinin çeşitlenmesi, seri üretimler ve her üretilen modelin kısa süre içinde bir üst modelinin geliştirilip piyasaya verilmesi, satıcı firmanın mali yapısının sağlamlığıyla fiyatlar aşağıya düşerken, yığınla reklâm ve indirim yapılırken tüketici gerçekten ihtiyacı olanı almak, kendisini bilişim okur-yazarı yapacak eylemler yerine salt tüketici haline koyan davranışlarda bulunur.

Maalesef son tüketiciye bilişim ürün ve hizmetlerini ulaştıran teknolojik marketler insanları bilişim okur-yazarı yapmaktan uzak sadece tüketmeye yönlendirir. Örneğin hangi teknoloji mağazasında bilgisayar, bilgi, bilişim, ,işletim sistemleri, paket uygulamalar, donanımlar ve arızaları üzerine ya da temel bilgi teknolojilerine yönelik kaynak, başvuru kitabı satıldığını gördünüz? Ama bol miktarda teknolojik oyuncak diye tabir edilen yenilikçi ürünlerin tanıtıldığı, kapalı kaynak kodlu ve özgürlüğe karşı işletim sisteminin nasıl iyileştirileceği hakkında ezber ve tekrar yazıların anlatıldığı bolca derginin satıldığını görebilirsiniz. Hatta bırakınız kitapların satıldığını bu konular üzerine bilgi sahibi olan çalışanlara dahi rastlayamazsınız. Çalışanların bildiği tek şey ilgili oldukları, kendilerine satış hedefi verilen ürün hakkındaki ezbere bilgilerdir, başka bir şey değil.

Bu köşeyi okuyanlar bilir; yazılarımın merkezi daima insan, bilgi ve özgürlüktür. Diğer yazılarımda vurguladığımı tekrarlamakta bir sakınca görmüyorum anımsatma açısından: İnsanın biricik amacı yaşamaktır ve yaşayabilmesi için de tüketmesi; tüketebilmesi için bir şeylere sahip olması ve bugün sahip olacağı ürün ve hizmetlere ulaşabilmesi için ise para kazanması, bunun için ise çalışması gerekmektedir. Bu bir doğal zorunluluktur; yaşayabilmek ve ihtiyaçlarımızı karşılayabilmenin zorunluluğu.

Ancak bugün insanlar ihtiyaçlarını belirleyip karşılama işlemini tamamı ile yaşamsal zorunlulukların belirlemesine değil, piyasanın, kapitalizmin belirlemesine bırakmıştır. Bizim için bu konuda önemli olan teknolojik ihtiyaçların reklâmlar, fiyat indirimleri, ödeme seçeneklerinin artmasıyla insanların ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade sadece sahip olma amacına dönmüştür. Bu ise bilişim okur-yazarlığı olma yolunda önemli bir kayıptır.

Özellikle de bilginin üretildiği başlıca araç olan bilgisayarların satışının yapıldığı teknolojik marketlerde donanım kurulumun yapılı bir şekilde yerilmesi artı sayılabilirken kapalı kaynak kodlu ve özgür yazılım felsefesine düşman işletim sisteminin fiyata dâhil edilerek kullanıcıya satın almama hakkı dahi bırakılmadan satılması tüketicinin bilgisayar eşiitr Windows denkleminde hapsolmasına yol açmaktadır.

Bu denklem tüketicinin aklına satın adlığı bilgisayarda sadece kapalı kaynak kodlu ve özgür yazılım felsefesine karşı olan Microsoft firmasının bir ürünü olan Windows işletim sisteminden başka bir şeyin (şey diyorum çünkü tüketici işletim sisteminin de çoğu kez ayırdında ve işlevinin ne olduğunu değildir) çalışmayacağını yerleştirir. Dolayısıyla tüketici bu noktadan sonra üretilmiş bilgileri kullanmak, paylaşmak, çoğaltmak ve yeniden üretmek için ücretsiz ve de özgür seçeneklerinin olmasına karşın kendisine tüm zaaf ve açıklarıyla türünün ve sınıfının en iyisiymişçesine anlatılan, bellitilen üstelik ücretli işletim sistemini kullanır.

Aslında bilgisayar denilen alet ev kullanımı için tamamıyla bir “aptal kutusu”dur ki, onu akıllı yapan kullanıcının marifeti ve ihtiyaçlarını belirlemesidir. Daha önceki yazılarımızda vurguladığımız gibi çalışma yaşamı dışında insanlar negatif eğimli arz eğrisinin de gösterdiği üzere (http://www.ekodialog.com/Acik_ogretim_iktisat/arz_analizi_fonksiyonu_dosyalar/image004.jpg) soosyal yaşamlarını güçlendirecek işlerle meşgul olurlar: aile, gezmek, internette gezinmek, bilgisayar kullanmak, eğlenmek vs. Çoğumuz gibi bilgisayarlala geçirilen vakit bazen diğer sosyalleşme eylemlerinin önüne geçebilmektedir ki, bu normaldir. Mesela internetten alınacak bir tiyatro bileti, uygun fiyatlı bir ev arayışları, hayranı olunan bir sanatçının yaşam öyküsünün araştırılması, yazılacak lisans tezi için kaynak taraması,  abıne olunan günlük gazetenin okunması ve indirilerek gün gün arşivlinmesi… Hazırlanması gereken bir ödevin kelime işlemcide yazılıp kağıda dökülmesi, ev ekonomisi için hesap tablolama ya da muhasebe uygulamalarının kullanılması, sahip olunan kitapların derli topluluğu ve takibi için veritabanlarının oluşturulması, yemek tariflerinin ya da aile soy ağacının kayıt altına alınması… Film izlemek, müzik dinlemek, oyun oynamak,, sahip oluğunuz pul koleksiyonunun taranarak bilgisayara aktarılıp saklanması, video ya da resimlerinizi arşivleyip CD/DVD’lere aktarılması…

Tüm bunlar bizim yaşamımızın bir parçasıdır artık ve bilgi toplumu olmanın kaçınılmaz zorunluluklarıdır. Peki, tüm bunlar bizi yine bilişim okur-yazarrı yapar mı? Şüpheli.

Gelecek yazımızda konuyu etraflıca irdelemek üzere.

Aydın BEZ

gnulinuks@mail.com

Yorum yapın »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Theme: Silver is the New Black. WordPress.com'dan blog alın.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.